Diğer Yazı Başlıkları

NE YAPMALI ( 7) GELENEKSEL KURUMLARIMIZIN DÜNÜ,BUGÜNÜ VE YARINI HAKKINDA

​Anadolu Alevi toplumunun sosyal dokusu incelendiğinde dini/itikadi inanç kurumlarının önemli bir yeri olduğu hemen fark edilir.Aslında Anadolu Aleviliği bir talip topluluğudur.Her Alevi can ikrar vermiş ve talip olmuştur.El-ele el Hakka ilkesi bunun en açık ifadesidir.

Her Alevi can;yüzlerce yıldır süren bir itikat ile bir Ocağa/pirine bağlanır ve ikrar verir.Bu ikrar ile Alevi can, toplumun inancına,itikadına ,ahlaki değerlerine ,kurumlarına saygılı olacağına ve bağlı kalacağına  söz vermiş olur,”gelme-gelme,dönme-dönme,gelenin malı dönenin canı” söylemi  ile bu husus dile getirilir.

Her Alevi can;Tek yaratıcı kudrete,Varlığın birliğine,hesap gününe,Allah’ın emir , yasak ve tavsiyeleri  çerçevesinde din’in tekliğine,Hz.Muhammed’in  peygamberliğine,Hz.Ali’nin peygamberin vasi’si ve müminlerin veli’si olduğuna, soyunun da kıyamete dek süreceğine ve mümin’lerin rehberi olduğuna itikatını  “Yol bir sürek bin bir” söylemindeki “yol” tabiri ile ifade eder.Alevi inancının yaşam bulabildiği farklı yörelerdeki  erkan çeşitliliğini ve zenginliğini ise “sürek bin bir” tabiri ile anlamlı hale getirir.  “Yol bir sürek bin bir” söylemi ile tüm Alevi’lerin itikat da birliğine ibadet de ise  özgürlüğüne vurgu yapar.

“Eline,beline,diline hakim ol” söylemi ise Allah’ın kutsal metinlerde ifade ettiği emir,yasak ve tavsiyelerinin  tek bir cümle ile formüle edilmesidir.

Anadolu da yaşam olanağı bulan Alevi inancı kendine özgü kurumlarını da oluşturdu. Hz.Ali’nin Hz.Fatıma dan evladı Hz.Hüseyin nin soyunu ”Seyid-i saadat evladı resul” tanımlaması ile kendine itikat’da“pir” ve öğretide” rehber” edindi.

Anadolu da yaşam olanağı bulabildiği son on asırlık  süreçte keramet ehli ve ilim, irfan sahibi seyyit ler yaşadı ve bu ulu kişilerin evlatları da atalarından kalan bu mirası yaşamaya ve yaşatmaya gayret ettiler ve birer ilim irfan ocağı haline geldiler. Bu ulu seyyid’lerin evlatları Ocak’larına ikrar verip bağlanan talip topluluğuna , Alevi inanç, itikad ve öğretisini yüzlerce yıl  aktarmaya gayret ettiler.

Ocak evlatları, taliplerini yılda bir kez ziyaret edip müşküllerini çözmek,nasihat etmek,itikadı telkin etmek,görgü ve erkandan geçirmek zorunda idiler.Bu konuda donanımlı pirlerin sayısı her yıl talip ziyaretine imkan vermeyince Ocak’lar ; talibine ulaşamadığı zamanlarda  Ocak adına yörede talip hizmetini görecek ilim-irfan sahibi itikatlı bir kişiyi“rehber” tayin etmesi  ile rehberlik hizmeti  oluştu.

Süreç içinde yörede rehber hizmeti gören ve nufusu ve etkinliği artan ailelere dikme Ocak tanımlaması yapıldı. Bu dikme Ocaklar da ilk rehber görevi alan zatın adı ile anılır oldu. On asırlık bu süreçte, Anadolu Alevi toplumu “Talip,Rehber,Pir”  ile ifade olunan  yola hizmet kurumlarını oluşturdu.

”El-ele el hakka” ilkesi gereği her Ocak bir başka Ocağa ikrar verip talip olunca yada Ocak evlatları ailenin bir kolunu pir hizmetine layık görüp hak lokmasının  vermesi  ile Mürşit’lik kurumu oluştu. Her talip can ikrar verip bağlandığı Ocak evlatlarını “PİR” ,pirinin ikrar verip bağlandığı Ocak evlatlarını da “MÜRŞİT” olarak kabul etti. Ocak geleneği yada geleneksel Alevilik de diyebileceğimiz bu yapı yüzyıllardır tüm kıyımlara ve zor koşullara rağmen bugüne dek üstlendiği sorumluluğu  sürdürmeyi başardı.

 

On asırlık süreçte Anadolu’da , ocakların kendi talip topluluğu,rehber  ve Pir/Mürşit ikrarı nedeniyle bağlandığı Ocak ile ilişkileri dışında diğer Ocak’lar ile kurumsal irtibatı olmamış yada olamamıştır. Merkezi  idare’nin baskısı ve kıyıma uğrama korkusu böyle bir çabanın olmamasına gerekçe gösterilebilir. Ancak bölgesel bir hiyerarşi oluştuğunu söyleyebiliriz. Örneğin orta ve batı Anadolu da Hacı Bektaş Ocağı,doğu Anadolu da Baba Mansur Ocağı-Avucan Ocağı,Kuzey Anadolu da Dede Garkın Ocağı ve güney doğu Anadolu da Sultan Sahak Ocağı bu bakımdan bölgesel bir etkinlik ile Mürşid Ocağı konumu edinmişlerdir. 

Son bir yada iki asır öncesine kadar Mürşid ocaklarının,Pir Ocaklarının,Rehber/dikme Ocakların  konumu açık ve net iken sonraki süreçte özellikle Rehber/Pir/Mürşit ikrarını kendi içinde halleden Ocak’larda bir değişim söz konusu olmuştur. Önceleri Ocak içinden kendi öz akrabasına pir lokması verirken çeşitli anlaşmazlıklar sonrası bu ikrarından dönen bir kişi/aile  bir başka ocağa ikrar vermiş ve ocaklar arası ikrar sistemi karışık bir hal almıştır.

 Anadolu Alevi toplumunun büyük kentlere göçünden önceki on asırlık süreci böylece özetledikten sonra , yakın geçmiş de diyebileceğimiz 1950/2011 dönemini kısaca değerlendirmez isek yarına dair söyleyeceklerimiz yeterince anlaşılmayabilir.

İkinci dünya savaşında yıkılan harap olan Avrupa’da işgücü açığı söz konusu olunca savaş dışında kalmayı başarabilmiş Türkiye nin işgücü fazlası 1950 ve sonrasında  Avrupa ya akmaya başladı. Büyük kentlere çalışmaya  gelen genç delikanlılar’dan meslek edinebilenler başta Almanya olmak üzere yurt dışına gitmeyi  başardılar.Yurt içinde büyükşehirlerde tutunmaya çalışanlardan bir kısmı aile’sini de yanına aldı.Bir çoğu da yazın köyünde çiftçi/çoban kışın şehirde işçi olarak 1950/1970 sürecini yaşadı.

Geleneksel Alevi kurumları bu süreçte hizmet görmeyi başarabilirken büyük kentlerde Alevi ulularının adı ile dernek/vakıf lar kuruldu .Siyasette de olma çabaları netice verdi ve  1966 da Birlik Partisi kuruldu..Özellikle 1960/1969 dönemi bu bakımdan önemlidir. Bu dönem Alevi canların büyük şehirlerde tutunma çabalarının yanında asimile olma kaygısına karşı tedbir almaya gayret ettiğini görüyoruz.

Büyük kentlere ailece göçün hızlandığı 1970/1979 dönemi ise Alevi inancı ve öğretisi adına en dramatik yıllardır.”Talip,Rehber,Pir,Mürşit” diye ifade ettiğimiz hususu bir birbirine bağlı halkalardan oluşan bir zincire  benzetirsek eğer,On asır süren Ocak merkezli geleneksel Alevi  inanç ve öğretisine tabi onlarca nesil içinde en zayıf halka bu dönemi yaşayan nesildir.Geleneksel Alevi kurumları bu dönemde gericilikle itham edilmiş,kurumları ayakta tutmaya çalışan Alevi can lar / dedeler rejim ile işbirlikçi olmakla suçlanmış,itilip-kakılmıştır.

Bu dönemi yaşayan nesil,  Alevi kitle içinde etkin olan özellikle şabloncu/kopyacı sol siyasi söylem ile inanç/itikad/ibadet değerlerine yabancılaşmış ve zaten kentleşme ile zayıflamış olan zincirin halkası kopmuştur. Bu dönem köylerde geleneksel Alevilik yaşanamadığı gibi kentlerde de Alevi dernek/vakıf kurma çabası olmamıştır.

1980/1989 dönemi ise askeri cuntanın korkusu nedeniyle Alevi can’ların iyice kabuğuna çekildiği dönemdir. Bırakın geleneksel kurumlarını yaşatmayı  yada dernek/vakıf kurmayı ,  özellikle genç neslin değerlerine,inancına yabancılaştığı  bireyselciliğin kutsandığı bir dönemdir.Alevi inanç ve öğretisi ile kurumları  bu dönem de ciddi sarsılmıştır.

Sıvas kıyımının yaşandığı 1993 yılına kadar kentli Alevi’nin gündemi ağırlıklı ekonomik sorunlardır. Sıvas faciası ardından Alevi dernek/vakıf kurma çabaları hızlandı,yöre dernekleri  kurulmaya başlandı ve en önemlisi büyük şehirlerdeki Alevi ulularının türbeleri  ve dergahları cem evi hizmetini de görecek şekilde yeniden yapılandırıldı.Ardından Alevi nufus yoğun yerleşim yerlerinde Cem ve Kültür evleri inşa edilmeye başlandı.Doksanlı yıllar adeta Kentli Alevinin inancına,öğretisine tekrar ilgi duyduğu bunun için çaba harcadığı yıllardır.

Geleneksel Alevi kurumları olan Ocak’lar ve Ocak merkezli hizmet alanları olarak da niteleyebileceğiz Talip,Rehber,Pir,Mürşit ikrarı  ve hizmeti bugün kısıtlı bir çevrede hayatiyetini sürdürebiliyor. Kentleşme ile birlikte bu hizmet kurumlarını tanımamış/yaşamamış bir nesil şimdi tüm kurumlarda sorumluluk üstlenmiş durumda. Bu kurumlar geleneksel Alevi kurumları olan Ocak’ların bıraktığı boşluğu doldurmaya gayret ediyor.Bu kurumlarımızın çoğu yasadışı ilan edilip kapatılabilecek bir hukuki zeminde faaliyet gösteriyor.Emevi zihniyetinin buna cesaret etmeyeceğini kim iddia edebilir.

Alevi inanç ve öğretisi kent koşullarında yaşatılacak ise eğer dernek/vakıf/cem evleri ile yetinmemek ve geleneksel Alevi kurumları olan Talip,Rehber,Pir,Mürşit hizmetini görecek Ocak’larımızı ihya etmek zorunluluğundayız.Her Alevi can’nın kendi hanesinde piri/rehberi tarafından görgüden/erkandan geçmesi ve emevinin elinin/kolunun uzayamadığı bu alanda Alevi inanç ve öğretisinin yaşanması asimilasyona karşı vazgeçemeyeceğimiz bir husustur.

Ocak’ların tekrar ihya olması yani kendi kurumsal alt ve üst yapılarını oluşturması gerekir. Özellikle yoğun talip topluluğuna sahip Ocak’lar bu hususta öncülük yapmak zorundadırlar. Hem Ocak evlatlarının hem de talip topluluğunun güveni ve onları temsil yetkinliğini kazanmış Ocak dernek/vakıf ları ve Ocak meclisleri yeterli bir sayıya eriştiğinde bir üst yapılanmaya gidilebilir.

Mevcut Alevi kurumları “Dernek/Vakıf/Federasyon” ,Ocak’ların tekrar ihya olması ile topluma tekrar güven veren kurumlar haline gelmesine destek olmalıdırlar. Bugün içinden geçtiğimiz zorlu süreçte Alevi inanç ve öğretisi adına doğru olan adımları desteklemek vicdani bir borç, engel olmak ise tarihi bir vebaldir.

Son zamanlarda Hacı Bektaş Ocağı piri Sayın Veliyettin ULUSOY un Alevi kurumlarına yaptıkları serçeşme Hacı Bektaş Ocağında toplanalım çağrısı hiç şüphesiz iyi niyetli bir girişimdir.Ancak Kendi kurumsal yapılanmalarını henüz tamamlamamış  Ocak’ların temsiliyeti nasıl sağlanacaktır?. Bu sağlanmadan mevcut Dernek/Vakıf/Federasyon lar ile alınacak kararlar, Ocak’ların katkısı ve oluru olmadan nasıl hayata geçirilecektir?.Alevi kurumlar arasında var olan ayrılık/gayrılık giderilmeden alınacak kararlar ne anlam ifade edecektir?

Tüm bu kaygılarımı emeklerin boşa gitmemesi adına  ifade ettim. Konu Alevi toplumunun sorunlarına çözüm aramak ise tüm muhatapların gerçek anlamda temsili sağlandığında çözüm mümkün hale gelir.

Saygılarımla…KazımYaman

Twitter : @Kazim__Yaman

Mail : kazimyaman@babamansur.org.tr