Diğer Yazı Başlıkları

MAKAALAT-I HACI BEKTAŞ VELİ(3) Mümin

​Müminin beş belirtisi var:

Birincisi sürekli hastalık,İkincisi sürekli olan bir üzüntü,Üçüncüsü sürekli mazlumluk,

Dördüncüsü açık avuçludur, Beşincisi ona her zaman yoksulluk gereklidir,

 

Hünkarın bu eserini okuyunca, bu güne dek gelmiş nebi, resul, ve velilerin onca varlıklarını fakire yetime ve yoksula dağıtmalarını daha iyi anlayabiliyorum.

Hazreti resul buyurmuştur ki:“Fakırlık benim onurumdur ve ben onunla diğer peygamberlere ve Mürsellere övünüyorum”

 

Peygamberimiz hazreti resulün ve hünkârımızın, buyruğundan da anlaşılıyor ki, Mümin olanlara gereklidir ki dünyayı terk etsin ve Mevla’yı arasın, o halde ne zamanki tanrı’dan gayrisi kalmazsa

O zaman tanrı iledir ve sıfatında tanrı kulu olur.

“Hakikatte Mümin odur ki Hiçbir yaratığın hakkını haksız olarak eliyle ve diliyle zarar vermesin ve bu söze göre yaşasın. Yani Eline, Diline, Beline sahip olsun.

Hazreti Ali (a.s.) buyurmuştur: Mümin odur ki,“Tanrı’nın Emrini yüceltsin ve Tanrı’nın Halkına şefkat eylesin.”

 Kutsi hadiste belirtmiştir ki,“Kullarımın katımda en kötüsü ve en kızgın olduğum odur ki bana cehennemin korkusu ve cennetin hırsıyla kulluk etsin.”

 Ve O yüce (a.s.) Buyurmuştur ki,“İbadet müminin miracıdır.” Bilmen gerekir ki o hangi İbadettir’ki müminin miracıdır;Mümin olan: onun için, dünyadan Abdest alıp, Ahretten gusül Etmesi gerekir ve kendi nefsini kurban etmesi gerekir ve fena denizinde yüzmeli taki bekaya ulaşsın; böyle bir İbadet müminin miracıdır.                        

 

MÜMİNİN UĞRAŞI ÜÇ ÇEŞİTTİR:                                             

Biri: İbadet,

İkinci: ubudiyet,

Üçüncü: ubudet tir,

 

İbadet odur ki karşılığı huri, gılman, saraylar, çocuklar, çokça eşler ve bolca cennet nimetleri  beşeri âlemde kişi eğer Namaz kılıp orucunu tutuyor haccı zekâtı v.s.varsa o zaten görenlerin gözünde cennetliktir.Kur’anı kerim buyurur ki “onlar ki açıktan açığa namaz kılarlar Onlar ödüllerini almışlardır. Yüce ALLAH bize ibadetinin açık ve gösteriş için yapılamayacağını bize bildirmektedir.Yani ibadetin kul ile Allah arasında yapılan kişiyi bağlayan bir Ayin el yakin halidir.

 

Ubudiyet odur ki karşılığı “kurb” (hakka yakınlık) ve “uhrevi”(Manevi) seviyeler olmalı ve

Ubudiyet odur ki karşılığı Hakk’ın özü ve sevgisidir, öz dediğimiz odur ki kendi iradesinden çıksın ve fani olsun ta ki Tanrı’nın İnayeti ile Tanrının zatına ulaşsın.

Bilesin ki her şeyin dönüşü ve sonucu vardır ve kulun varış yeri Tanrı’nın zatıdır. Aşık kendi zatından fani olmadan Tanrı’nın zatına ulaşamaz. Çünkü Tanrısal emir böyledir “Kendi nefsini terk et ve gel” mümin gereklidir ki kendini Tanrı katında gözetleniyor bilse, Yüce Tanrı buyurmaktadır:“Bilemez mi ki Tanrı görmektedir?” (ayet) Bunda işaret vardır huzurda olmaya, ve bu Cebrail’in eğittiğidir ki:“Tanrıya seni görmekteymiş gibi kulluk yap eğer sen onu görmüyorsan bile şüphesiz O seni görmektedir.”O zaman bilesin ki, O her hali karda görücüdür zahirde O batında yine O” “O her an sendedir” (ayet) nasıl ki yüce Tanrı buyurmuştur:“Kuşkusuz tanrı kullarını gözeticidir.” (ayet)ve O göklerde ve yerde.”Bu göklerden maksat gönüldür ve yerden maksat İnsan kalıbıdır.

Ey Hak yolun yolcuları, biliniz ki yüce tanrı’nın iradesi gücü,bilimi ve isteği kulu kuşatmaktadır lakin kul kendi iradesi, gücü, bilgisi ve isteğinden çıkması gerekir ki teslim ve sükûn (rahatlık)

seviyesine ulaşsın.Bilesin ki kuran Âşıktan Maşuka yazdırılmıştır.O zaman ey derviş bilesin ki kuran tanrının sözüdür ve bir kitaptır,Hazreti Muhammed (a.s.) indirilmiş: uygulaması ve ilan etmesi O hazrete ve ehlibeytine farzdır, çünkü Yüce hakk onları kendi Dergâhının sevgilisi kıldı ve iki cihanın aradığı kişiler kıldı ve iki Cihan şahlığını onlara verdi ve “kurb” Hakk’a yakınlık tacını başına koydu ve onun hakkına buyurdu: “levlak lema halaktü’l-eflak ve levlak lema ahzertü-r-rububiyeti.”(yani, “eğer olmasaydın galaksileri yaratmazdım ve eğer olmasaydın Mürşitliği Açıklamazdım.”)

 

O zaman Ey derviş bilesin’ki yüce tanrı’nın rızası ve Hazreti Mustafa’ya tabi olmak kurandadır; O halde O kimse ki bugün Kurandan pay almazsa ve kendi ruhunu onunla süsleyip ve aydınlatmazsa ve nurlandırıp yüce değerlinin rahmetine layık etmezse o kör olur ve karanlıklarda kalır. O halde O kimse ki Bugün “okusa ama duymasa” ve unutup uygulamazsa onların hakkında böyle söz verilmiştir ki yüce Tanrı buyurmuş:“Her kimse ki Beni anmaktan yüz çevirse onun için dar bir yaşantı olacaktır ve kalkış gününde onu kör olarak canlandırırız”

 

Der ki Ey pirim neden bu defa beni kör olarak getirdin halbuki önceki defa görüyordum, Pir der ki öylece ayetlerimiz sana geldi ve sen inkâr ettin böylece bu gün unutuluyorsun.” (ta-ha 124-126)

Derviş gerekiyor ki, sürekli Tanrı’yı anmakta olsun ve Tanrıdan gayrisini anmaktan çıksın, halveti ve boş işlerden uzak durmayı ve yanlışlıklardan ırak olmayı seçsin ki tanrıyı anmaya dayanabilsin ve dünya sevgisi azaltsın yani dünya sevgisinin özüne girmesine yol vermesin ta ki yüce Tanrının sevgisinden boş kalmasın.Hatta Tanrı’yı anmanın ve onun sevgisinin tadına ersin ve nefis ve şeytan ilhamlardan kurtulsun ve şehvetin lezzetlerini bıraksın ta ki Tanrı’yı anma ve marifetin lezzetine ulaşsın, demişler ki:

 

“Tanrıyı anan odur ki, Tanrıdan gayrisini unutmuş olsun.”(Yani tövbe etmek.)nasıl ki yüce Tanrı buyurmuştur:“Başka her şeyi unuttuğun zaman, Allahı an.” (kehf.24)  O halde “TÖVBE” nedir?Evvel tövbe odur ki dönesin yüce tanrı’ya; tanrının buyruğuna. Ve her yanlışlıktan çıkmaktır.Ulu Tanrı Buyurmuştur:“Ey İnsanlar dönün Tanrı’ya Nesuhun dönüşü gibi” (tahrim.8)

 Ve yine buyurur.“Af dileyin Pirinizden, şüphesiz ki O af edicidir.”

Ve Resul (a.s.) buyurur ki: “Suçundan dönen kişi hiçbir suçu olmayan kişi gibidir.”

 

O zaman derviş gerekiyor ki kusurlarından ve geçmiş günahlarından şartlarıyla dönüş yapsın (tövbe etsin) ve küçük büyük isyanlardan çıksın ve yedi uzvuna isyan çevresinde dolaşmaya izin vermesin ve sürekli yedi uzvunu bekleyen bir çoban gibi olsun. Ta ki Tanrı’nın lütfüyle arınmış bir seviyeye ulaşsın ve kusurlardan kurtulsun o zaman bütün davranış ve Konuşmaları hak etmiş ola.

                      TÖVBE ÜÇ ÇEŞİTTİR:

Birinci, Tövbe,

İkinci, İnabet,

Üçüncü Rüyet,

Ey derviş bilesin ki tövbe talibe gerekiyor ki kendi bedenini dünya zevklerinden ve dünyadan pay almaktan arıtsın ve dilini dost sözünden başka sözden dur etsin ve gönlünü dost hayalinden

başka her şeyden boşaltsın ve kendi sırrını nefis hevesinden ve onun dileklerinden arı tutsun ve aydınlatsın.Ohalde tanrının lütfüyle küçük ve büyük isyanlardan ve büyük huydan gelen kusurlardan direk kulluk ve iyiliklere gelir ve ruh nefis kuşatmasından kurtulur ve yüceliklere doğru uçar ve tanrıya doğru seyir etmek onun lütfüyle mümkün olur, tövbe budur.

                       İNABET NEDİR?

Yine hünkârımız buyurur ki,

Talip, derviş, gerekiyor ki, gaiplikten zuhura gelsin ve her halde zahir ve batın kendini gözetlenmekte ve belirli çizgide ve rızıklandırılmış ve görevli ve Hakk’ın yarattığı bilsin, derviş o zaman benlikten kurtulur nasıl ki demişlerdir;

“Bencil, kendini gören Tanrı’yı görmez”; bencillikten kurtulduğu zaman fena seviyesine kavuşur ve yüce tanrı kendi lütfü ile İlme’l yakin ve gönül görüşünü mümkün kılar;

O zaman kendi özünde ve bütün gördüklerinde Hakk’ı görür .Bilinki inabet budur.

                       EY CAN RÜYET NEDİR?

Derviş ki kendinden Hakk’a gelse her seviyeye ki kavuşa ondanda geçmeli ve ona bakmamalı ve daha yüce seviyeyi arzulamalı ki seyirde geri kalmasın, nasıl ki Hz. Muhammed Mustafa’ya her günde yetmiş iki derece yükseliş vardı ve Sultanı Enbiya seyirde geri kalmadı.

“Rabbi Zidni İlmen” derdi; ( yani pirim beni ilim algılama kapasitesi yönünden genişlet) ve yüce seviyeyi diliyordu.

 

Talibe ve dervişe gerekiyor ki her seviye ki gelse orda kalmasın ve ona kanaat etmesin o halde Allah himmet tamamlığı rızk eder ta ki Tanrı’nın özüne kavuşa, Rüyet Budur.

“Cihat (mücadele) nefis ve şeytan ile savaşmaktır. O zaman talibe ve dervişe gerekiyor ki,

gece gündüz nefis ve şeytan ile savaşsın ve nefsini hiç murada erdirmesin ve onu mutsuz etsin. Ta ki şeytan yol bulmasın ve def edilsin ve nefis bu şeytanın kuşatmasından kurtulsun ve yüce Tanrı ona saf niyet kapılarını açsın ve Tanrıyla beraberlik (huzurda olma ) hâsıl olsun.

 

Cihat (mücadele) az yemek ve az konuşmak ve az yatmak,Fena ve fakr’dır.

“Fena yüce Tanrı’dan başkasından umudu kesmektir, yani kişi Tanrı dan gayrı kimselerden ihtiyaçsızdır.“ Fena tecrid ve tefrid’dir Tanrı’dan gayrilerden; O da Hak dışı halden çıkmaktır.”

Ey Hak yolunun talibi bilesin’ki Miraç gecesinde o halde ki Cebrail (a.s.)ma dedi:

“ Ey Tanrı elçisi ben bundan yükseğe dayanamam eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım.”

Yüce Tanrı lütfüyle “fakr” ona kılavuz yaptı ve onu iki yay arası Yâda daha yakın makamına ulaştırdı.

 

Hünkârın “Risaleyi gavsiye”sinde yazılıdır ki:“Dedi ey gavs-ı A’zam yaranına sevenlerine söyle’ki, kim bize Kavuşmayı diliyorsa Fakr seçmesi Gerekir.”

            SORARLARSA Kİ FAKR NEDİR?

Barışta Barış Niyazda Niyaz ve İhtiyaçsızlığın son seviyesinde son seviyede Muhtaç olmaktır.

            BARIŞTA BARIŞ NEDİR?

Tanrıya yakınlık hâsıl ola.Biline ki, İhtiyaçsızlığın son seviyesi ise. Bu makam İbrahim (a.s) makamıdır, ne zamanki Nemrut İbrahim (a.s) mı Mancınığa koydu ve Ateşe doğru attı; Emir geldi ki Ey Cebrail İbrahim’e yetiş!Cebrail geldi dedi’ki: Ey İbrahim benden bir şey istiyor musun?

Dedi ki Hayır İstemekle ne işim var! Ulu Tanrı benim halime daha görücü ve bilgilidir. o zaman İbrahim hakkında Buyruldu ki: “Ey Ateş İbrahim’e serinlik ve esenlik ol.”

 

O halde ihtiyaçsızlığın son seviyesinde ihtiyacın sonunu yaşamak budur. Hünkar ( a.s.) Buyurdu, “Mümin cennet Padişahlarıdır”Ve dedi ki: “Mümin Rahmanın yandaşıdır.”Ve buyurdu: “Mümin Rahmanın Haslarıdır”,O Padişahtır ki: ona şehvetler, lezzetler dünya ve ehli onun katında acı olmuş olsun, o zaman cennet onda meydana gelir.“Ve bil ki, Rahmana yandaş olmak onun dili Tanrıyı anmaya yetinmiş olsun ve ağırlığı Resulullah’ı izlemeye yetinmiş olsun.”

Ona ki cismi cisimli olanlarla ve ruhu ruhsal olanlarla olsun.

 

Ve Ey talibi hak bilesin ki: Tanrı velisi kendi zamanında, zamanın Nuh’udur ve onun inayeti (ilgisi) bela fırtınasından Kurtuluş vapurudur; Tanrı kullarını koruyan ve bunun beyanında

Su fırtınası bak’ki bela suyudur hâlbuki kolaydır. Çünkü Nesnelere beladır, ama cehalet fırtınası ondan daha kötü ve acıklıdır çünkü her kimse ki onda batsa sonsuza dek kurtulmaz.

 

Ve bu bahsedilen Tanrısal hallerinin tümü ile hâllenen her Talip mümindir biline.

Hak, Muhammed, Ali, Ehlibeyti ve pirlerimiz mürşitlerimizin hidayetleri cümle müminlerin üzerine hazır ola yüce Allah’ta bizleri O mümin kullardan eylesin….Gerçeğe hü…