Diğer Yazı Başlıkları

MAKALAAT-I HACI BEKTAŞ VELİ(1) Gizem ve Sır

​Gizem ve sır odur ki vahdet âleminden bilgisi olsun ve eğer bir kimse kendini bulmak isterse Tanrı telaya dayanacaktır,Ve o zaman hem kendini hem de Tanrıyı bulacaktır.

     

Pir hünkâr hacı bektaş-ı veli buyurur ki, okunacak en yüce kitap İnsandır.”

Ve külli (tamamen ) Tanrı’ya dayansın o zaman Kendini ve Hem de Tanrı’yı bulur.

Kendi kendini anlatmak zahitlerin makamıdır. Ve kendini Tanrı’dan söylemek, ariflerin makamıdır ve Tanrı’dan Tanrı’yı anlatmak vahdaniyet (birlik) Âlemidir.

      

Âlemin padişahını yarattıklarıyla beraber görmek arifin başlangıç makamıdır. Ondan geçince hep varlıkları kendileri çaresiz, kendini o yegâne padişah ile beraber görür bu Evliyaların makamıdır.

Başka sır sahipleri vardır ki her ne derse Tanrı’dan der ve  her ne görse Tanrı’dan görür ve her ne bilse Tanrı’dan bilir; Bu söylemek ve duymak Tanrı’nındır ve yüce Tanrı her kimseden ki kendi varlığını ortadan kaldırsa ve kendini görse zühtten geçse ve ariflerin makamına ulaşsa tecelli eder.

     

Üçüncü; arifler gurubudur ve bunların ibadeti fikir sahibi olmak ve sır sahibi olmaktır. Ve arifin müşahedesi budur ve Arif odur ki dünya ve Ahret ve onlarda ki onda terk olunmuş,Ta ki “Mahbupluk” makamına ulaşsa ve Ariflerin makamı suya benzer ki pak ve durudur. Nasıl ki su kirlilikleri arıtır Arifler de böyle bir örnektirler ki arıtırlar ve her zaman arıtanlardırlar.

     

Dördüncü; muhipler gurubudur ve bunların ibadeti sır ve Sohbet, müşahede ve münacat ve muhabbet budur ki onun katında can terk edilir kalsın ki cihan. O cihan ki beşeri cihan olmaya kalıcı cihan ola o cihanda zahirde ve batında konuşulan ondan başka bir şey olmaya. Muhabbette üç halde Murat hâsıl olur:

 

          Birinci: odur ki pirin emriyle sırda seyir etsin on sekiz bin Âlemi ki Tanrı’nın yarattığıdır gözüyle, özüyle ve gerçeklerle Müşahede etsin, O zaman baksa olur.

         İkinci; odur ki pirin verdiği başarıyla sırda seyir etsin ve

Bilsin ki gönül Tanrı’nın “Velayeti”dir ve onun her zaman baktığı yerdir. Nasıl ki nebiler sultanı buyurdu: “müminin kalbi Tanrı’nın Arşıdır” o zaman musallat olur ve diri olur.

         Üçüncü, odur ki pirin lütfüyle sırda seyir etsin ta ki Hazreti Hakk’ın dergâhına varsın kendini Tanrı’da ve Tanrıyı kendinde adları ve sıfatlarıyla fiilen ve zati olarak manevi gözle müşahede etsin. O zaman mahbupluğa ulaşır ve emrin Anlamı yolu göstermektir, verilen başarı kuvvet vermektir ve lütuf marifet vermektir ne zaman ki dost dostuna ulaşsa, Muhabbetin maksadı ve aradığı oluşur ki buyurmuşlar:(makalat) “Zaferden sonra artık hicret olmaz”

 

Yetmiş yıllık zahidin İbadeti arifin bir saat düşünmesiyle eşittir. Nedeni budur ki düşünmek yaratma alışverişidir ve münacat  Tanrı ile alış veriştir. Ve bil ki dervişlik sonsuz saadettir ve ebedi devlet (padişahlıktır.) her kim ki sır sahibi ola yüce Tanrı on sekiz bin âlemi ona sunar ve onu on sekiz bin aleme gör ki Tanrı erleri nasıl cevapları var. Bil ki ibret bağrışmasıdır her taraftan gelen ve bilki Âşıkların konuşması,ancak hakiki maşuktan bahsetmiştir ve pirlerin temeline boyun eğmek Hakka Secdedir.      

 

“gafil olma sabah erken vaktinde ki üç yeni faide elde edilir:”

Birinci: odur ki her gün rızk yenilenir.

İkinci: odur ki her gün her gün insanın ömrü yenilenir.

Üçüncü: odur ki âlemin padişahının iradesi ve lütfu ve fazileti cümle Âlemde yenilenir.(makalat tan)

Evliyalar makamı odur ki yetmiş iki milleti kabul ede ve hepsine himmet ve dua ile yardımcı olur ve bütün âlem denizin suyunu içerler. Denizin suyu ne azalır ve ne çoğalır. Rabbü’l-âlemin olan Tanrı cümle Âlem için böyledir.

        

Bunun konusunda ki diller de denir ki: “Bir pirin Talibi Olduktan sonra yakışmaz ki başka şeyh seçesin!”Bu söz Evliyaullah ve hakikatçiler katında hatadır.Bunun konusunda ki insanın iki defa doğması gerekir,biri Anneden ikinci kendi ten ve varlığından.Ten bir yumurta gibidir ve insanın cevheri bu yumurtada bir kuş olacaktır. Aşkın sıcaklığından, sonsuz cihanda ki-La mekân (yeri olmayan) âlemdir; uçsun ki eğer onun imanı varlığından doğmazsa düşük hükmündedir ki ondan hiçbir iş gelmez ve sonsuza hicapta kalır k;“O bu âlemde kördür ötekine de kördür.”(makalat’tan)

 

Hazreti İsa’dan nakledilmektedir buyurdu ki: “O kimse ki iki defa doğmazsa göğün melekûtuna yücelemez.”

                    İki defa doğmamışsa gökten

                    Padişahlık erişmez ona gaipten

Bunun konusunda yüce Tanrı iki deniz yarattı:Bu denizin biri Nurdan diğerini Zulmetten yarattı, bu iki denizin arasında bir ara perde çekti ki birbiriyle karışmaları mümkün olmasın. Su ve yağ gibi ki bir kandilde olsalar asla karışmazlar Nebiler Veliler ve takva ehli ve seçkin İnsanlar Nur deryasından medet alırlar; Müşrikler ve Şeytanlar ise kötü ruhların medeti zulmat Deryasından gelir ki ebediyen karışmazlar.

 

Bunun cevabını dilerseniz kur’anı kerimden alalım!

“Tanrı’nın emriyle iki deniz birbirine kavuşur ama karışmazlar.”(rahman suresi 19)

O nesneler dünyasında İyi ile kötülük denizleridir ki, birbirine kavuşurlar ama her ikisinin arasında bir engel vardır ve bir perdedir Tanrının kuvvetinden yerle veya adalardan ki Onun nedeniyle birbirine galebe çalmazlar yani karışmıyorlar. Veya her birinin görevi batıl olmaz veya sınır belirlenmiş ta ki aralarındaki nesneler batmasın ve eğer biri diğerine galebe çalsa her ikisinin menfaati de zayi olur ve öylece menfaatler  noksan olur.

       

İnsanda ki iyi ile kötü nesnelerde böyle değilmi, rahmani tarafımız galebe olduğu dönemler elimizde geldiğince iyilikler yaparız da coştukça coşarız ve o yüceliğin hazzına doyum olmaz ve bir diğer yönümüz galebe ise şeytani tarafımız hüküm vermede ise, o zaman vahşileşen kötü ruh yaptığı her

Şeyle her kötülüğü bir gurur vesilesi yapar o zamanda yapmış olduğu kötülüklerle gurur duymaya başlar. Bunun konusunda ki, Hak Teâlâ İbadet ve hizmeti onun için kullara farz yaptı ki yavaş yavaş Hakka tapan olsalar ve benlikten kurtulsalar. Öylece süt emen çocuklara Anneler her yemekten parmaklarının ucuyla tattırırlar ta ki ona alışıp sütten kesilseler ve gıdaları süt yerine ekmek, et ve değişik yemekler olsun diye.Öylece dünya ve onun lezzetleri annenin sütü gibidir ve kulluk ve Hakk’ın marifeti yemek gibidir. O zaman…

 

Bu hiddetleri onun için belirledi ki yavaş yavaş ona yakınlık duysun ve daimi ibadete hazır olsun ki:

“onlar salâtlarında sürekli ve daimidirler.”(mearic 23 ayet) Onlar ki ayakta olmaları ve yaşantıları ve gıdaları bu sofradandır bunlar Tanrı ile vardırlar asla ölmezler, onlar ki bundan pay almamışlar daimi salâtın zevkine varmamışlar ve hazır olmamışlar ki o yemek onların gıdaları olsun onlar dünya nimetleriyle vardırlar çaresiz ölürler ve fani olup giderler bir daha da anılmazlar.

 

Bunun konusunda ki yüce Tanrı’yı tanımak ve bulmak Evliyaullahı tanımaktan daha kolaydır.

Çünkü Yüce Allah güneşten daha açıktadır nasıl ki Hazreti Ali cenabı Murteza buyurur; “ben görmediğim Allaha İnanmam” O halde hazreti Ali doğru söyledi.Zira ki Hakkın Nebiyullah ve Veliyullahları asla hata Yapmayan insanlık âleminin en yüce irşat edicileridirler