Diğer Yazı Başlıkları

Hz. Ali'nin Mektubu

“Bu Allah’ın Kulu Emir-ül Mümin’in Ali’nin Vergisini toplamak İslamı Yok etmek İsteyen Zihniyete doğruyu anlatmak, halkı İrşad etmek, Şehri düzene sokmak onarmak, için Haris-ül Eşter oğlu Malik’i Mısıra Vali tayin ettiği zaman ona verdiği Emir name’dir”

*** “Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla”

Ona, Allah’tan çekinmesini, kullukta bulunmayı seçmesini, kitabında, farzlarına sünnetlerine dair Emredilenleri yerine getirmesini buyurur.

*çünkü hiçbir kişi yoktur ki, Allah’ın Emrettiği şeylere uymasında kutlu olsun ve mutluluk bulsun.

*Onlara uymayan da yoktur ki, asi olmasın, kötülüğe düşmesin. Noksan sıfatlardan arınmış Allah kalbiyle eliyle, diliyle yardım etmesini buyuruyor. Çünkü Adı ululandıkça ululansın. Alla dinine yardım edene yardım edeceğini, onu üstün tutana üstünlük vereceğini vaat etmiştir.

*Sonra şunu bil ki, Ey Malik! Seni öyle bir yere yollamaktayım ki, senden önce oradan Adaletle hükmeden, zulümle hüküm yürüten nice devletler gelip geçmiştir. Sen kendinden önceki buyruk sahiplerinin yaptıklarını nasıl görüyor, seyrediyorsan halk da senin yaptığın işleri, senin gibi görecek. Sen onlar hakkında neler diyorsan halk da senin hakkında o çeşit sözler söyleyecek.

Allah kullarının dilinde İlham ederde onları söyletirse, temiz kişiler, o sözlerle gerçeği anlarlar, hükümde bulunurlar.

*Ey malik! Kendine temiz işleri zahire edin, en fazla sevdiğin azık sence bu olsun.

Heva (cinsel arzu) ve hevesine hâkim ol, sana helal olmayan şeyleri yapma,

Nefsini bunlara meyletme. Nefsini kötülüklerden alıkoymak, sevdiğin yahut nefret ettiğin şeylerde ona hâkim olmak, ona insafla muamelede bulunmaktır.

*Ey malik! Halka merhametle muameleyi huy edin onlara karşı yiyeceklerini, İçeceklerini ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme.

*Ey malik Bilesin ki, orada yaşayan halkın %75’i sana dinden kardeştir. Geriye kalan halkın %25’i ise hilkaten (doğuştan) kardeştir. Onlar, sana karşı sürçebilirler, kusur ederler, bilerek yahut yanılarak ellerinden bazı şeyler çıkabilir.

*Ey malik sen yaptıklarını Allah’ın bağışlamasını nasıl seviyor, istiyorsan sen de Onları bağışla, kusurlarından geç. Çünkü senin mevkiin onlardan üstün, seni bu işe memur edenin mevkii senin mevkiinden üstün, Allah ise seni vali tayin edenden de üstün, onların işlerini senin emrine vermiş.

Onlarla seni imtihan etmek isteye bilir, Allah’la savaşmaya kalkışma sakın, onun azabından kurtulmana çaren yok bağışlanmasına, merhametine aldırış etmemene de imkân yok.

*Ey malik! Halkın kusurlarını bağışlayınca sakın nedamete düşme, onlara ceza verince de sevinme, seni yoldan çıkaracak öfkeye kapılıp ceza vermekte tez Davranma. Ben onlara buyruk verenim, emrime uyulması gerek demeye kalkışma, çünkü bu gönüle gurur verir, Dini gevşetir, nimeti bozar gider. Gönlüne böyle bir düşünce geldimi, gücünün kuvvetinin üstünde olan Allah’ın gücünü, kuvvetini düşün, onun kudretine karşı aczini gör.

Bu baş kaldıran serkeşlik eden nefsini yatıştırır, kibrini gururunu giderir, yitip giden aklını başına getirir. Sakın Allah’ın Azametiyle boy ölçüştürmeye, onun kudretine kendi gücünü, kuvvetini benzetmeye girişme.

Çünkü Allah her zorbayı hor, hakir eder. Her baş çekeni ululananı alçaltır gider.  *Ey malik! Allah’a karşı İnsaflı ol. İnsanlara, ehline, ayaline, adamlarından buyruğuna uyanlardan hoşlandıklarına karşı da insafla muamelede bulun.

 Böyle yapmazsan bil ki, zulmetmiş olursun. Allah kullarına zulmedenin düşmanıysa Allah’tır. Allah’la düşmanlığa girişenin delilini Allah batıl kılar. Zulümden geçinceye, tövbe edinceye dek o kişi Allah’la savaşmış olur. Allah’ın nimetlerini bozan, zail eden, azabının çarçabuk çatmasına sebep olan şeyler içinde zulümden daha güçlüsü yoktur. Çünkü Allah mazlumların duasını duyar, Zalimlere de zamanı gelince azabını yollar.

*Ey malik bil ki! Valiye en ağır gelen sınıfı bela çağında ona en yardım eden, Adaletten hoşlanmayan, isteklerinde direndikçe direnen, kendilerine İhsanda bulunulduğu zaman en az şükreden, İhsanda bulunulmayınca özrü güç kabul eyleyen, zamanın zorluklarına az dayanan, sözüm ona sözde ileri gelenlerdir.

**dinin direği olan İslam’ın topluluğuna sebep bulunan, düşmana karşı duranları İse halk tabakasıdır. Onları sevmelisin, onlara meyletmelisin.

***Ey Malik! İnsanların ayıplarını görüp gözeten, onlara açıp söyleyen kişiler vardır ki, sakın onları kendine yaklaştırma. Çünkü insanlarda ayıp olabilir. Vali ise bunları örtmeye en fazla hakkı olan kişidir. Onların bilmediğin ayıplarını öğrenmeye kalkışma, sence bilineni, iyiliğe, temizliğe yormaya bak. Bilmediklerin

Hakkında ise Allah hükmeder. Ayıpları elinden geldikçe ört. Onların ayıplarını örtmeyi sevdikçe, bu huyla huylandıkça Allah ta senin ayıplarını örter, bağışlar.

   Halka karşı duyduğun kini bırak, her suça ceza vermeye kalkışma, sence doğru olmayan şeyleri bilmezlikten gel. Halkın kötülüğünü söyleyen kovucu, öğütçülere benzese de o, garez (kin) sahibidir.

Nekes (cimri) kişi ile meşverette (danışma)  bulunma. Seni üstünlükten alı koyar,  

İhsandan men eder. Yoksulluğu gösterir sana, seni yokluluğa sevk eder. Korkaklara danışma, işlerinde seni zaafa düşürür, yapacağın işlerde seni alıkoyar.

Haris kişilere danışma, zulüm ile mal yığmayı gösterir sana. Nekeslik, korkaklık, hırs, ayrı, ayrı huylardır ama hepsi birden sana Allah’a kötü zan meydana getirmede birleşir.

***Ey Malik! Vezirlerin en kötüsü, senden önce, kişilere vezirlik edendir, suçlu olduklarında, onlarla birlik olanlardır. Bunların yerine reisleri onlar kadar isabetli geçkin olan, fakat onlar gibi zalime zulmünde yardımcı, suçluya suçundan ortak olmayan hayırlı kişiler bulabilirsin. Bunların yükü sana daha hafiftir, yardımları sana daha güzeldir, sana besledikleri sevgi daha gerçektir, senden başkaları ile ilişkileri daha azdır. Yalnızken de bunlarla düş kalk, meclislerinde de bunları bulundur.

***Sonra acı bile olsa sana gerçeği söyleyen,  Allah’ın dostlarında bulunmasını hoş görmediğin şeylerde sana az müsaade eden kişileri seç onların gözleri seni gerçeğe götürür, haksızlıktan geri kor. Takva ehliyle gerçek kişilerle dost ol.  Onların seni fazla övmene sebep olmalarına müsaade etme, çünkü fazla övülme insanı kibre götürür, faziletten düşürür.

***İyilik edenle kötülükte bulunanı, katında bir görme sakın, çünkü onları bir görüş iyilik edenleri iyilikten vazgeçirtir, kötülük edenleri kötülüğe alıştırır, bunlara layık oldukları muameleyi yap.

***bil ki, valinin, halka lütufta bulunmasından işlerini kolaylaştırmasından başka Halkın emniyetini celbedecek bir şey olamaz. (kendine çekmek)

Onlara lütuf eder, aralarında adaletle muamelede bulunur, işlerini kolaylaştırırsan evvelce yüreklerinde uyanmış bir nefret varsa yok olur, yerini emniyet ve sevgi duygusu tutar. Onlara öylesine muamele etki halk senin hakkında güzel zanna sahip olsun. Gerçekten de iyi ve güzel zan, senin ağır yükünü hafifletir, o yükü senin sırtından alır. Şunu da bil ki senin hakkında iyi fikir güden, idarenden memnun olandır, kötü fikir taşıyanlar idarenden memnun olmayandır.

***Bu halkın ileri gelenlerinin büyüklerinin güttükleri yolu yordamı, halkın alışıp

Yaptığı, böylece de birbirleriyle uzlaştığı, işlerinin düzene girdiği şeyleri eksiltme.

 Eksiltmeyi koyanların ecir’e sevaba nail oldukları yolu yordamı bırakıp onlara zarar verecek, yeni adetler, yeni yollar icad etmeye girişme, onlardan eksilttiklerinin vebali sanadır.

***İdaren altındaki şehirlerin düzene girmesi, halkın huzura kavuşması için daima bilginlerle görüş, bu hususta düşünceli kişilere danış.

Bil ki halk iki sınıfa ayrılmıştır. O sınıfların bir kısmı öbür kısmının düzene girmesiyle düzelir, huzura erer, bir kısmının öbür kısmından müstesna kalmasına imkân yoktur.

***bu sınıflardan biri, Allah ordusudur, askerleridir, diğeri umumi ve hususi işleri düzene koyan kâtipleridir. Biri adaletle hükmeden, devlet işlerini gören kişilerdir.

Biri İslamın emrine girmiş ve karar merciinde olan kâtip ehlidir. Vergi veren Müslümanlardır. Biri ticaretle uğraşanlar ve sanat ehli olanlardır. Birde ihtiyaç sahibi olan yoksul kişilerdir ki, bunlar diğer kesimlerin en çok olan yoksul halk tabakasıdır. Bunların hepsinin Allah katında adı ve yeri mevcuttur.

Hak kitabında ve yahut Allahın Selamı ona ve soyuna olsun, Peygamberimizin Sünnetinde haddi konmuş, farzı bildirilmiştir ki, bu kesim de katımızda korunmaktadır buyurur.

***Askerler, Allah’ın izniyle halkın sığınaklarıdır, valilerin ziynetleridirler. Dinin üstünlüğü, eminlik esen yolları onlarla korunur, halk ancak onlarla kalkınır, huzura kavuşur. Askerler Allah’ın emriyle alınan vergiyle beslenebilirler, düşmanlarına karşı o sayede güç kuvvet sahibi olurlar. Düzene girmeleri ancak o vergiye dayanılarak olur, neye ihtiyaçları varsa onunla düzene sokulur.

***sonra bu iki sınıf, ancak üçüncü sınıfla kadılar (hâkimler), zekât ve vergi memurları ve kâtiplerle nizama girer. Onlar halkın işlerini düzene sokarlar,

Faydalı şeyleri toplarlar, ileri gidenlerin de aşağıda olanların da işleri onların sayesinde emniyete kavuşur.

***bütün bu sınıfların ayakta durmaları, tacirlerle, sanatkârlarla mümkündür.

Onlar halkın muhtaç olduğu şeyleri toplarlar, çarşılara, pazarlara dökerler. Başka sınıfların yapamayacağı işleri yaparlar.

Sonra ihtiyacı olan, yokluk içinde bulunan, fakir tabaka gelir bunları görüp gözetmek, bunlara yardım etmek gerekir.

***Allah katında bunların hepsinin de genişliği vardır, hepsinin de yeri vardır.

İhtiyaçlarının giderilmesi, hallerinin düzene sokulması icap eder. Bu da valinin vazifesidir. Vali’nin Allah’ın emirlerini gereği gibi yapar, halkın düzenine çalışır, çabalarken Allah’tan yardım dilemesi, Hakk’a riayet etmesi, bu işler kendisine hafif gelsin ağır gelsin dayanması gerekir.

***Ey malik! Orduna sence Allah için, Resulü için ve İmamı vasisi İçin en fazla öğüt verenlerden, emanet ve iffet bakımından en temiz olanlarından, bilimde en üstün bulunanlarından kumandanlar seç. Bunları öfkelendiği zaman öfkesini yenen, ceza vermekte acele etmeyen, özrü kabul eden, zayıfları esirgeyen, kuvvetlilere karşı gevşemeyen kişilerden seçip tayin et.

Bunlar ne zora başvuranlardan olsun, ne de zaafa düşenlerden.

***Sonra toplumun soy sop bakımından şereflilerden, temiz ev bark sahibi olanlardan, geçmişlerinden iyilik bulunanlarından, cömertlerinden asker al. Çünkü bunlarda yücelik, büyüklük (huyları toplanmıştır).

İyiliğin, adamlığın dalları, budaklarıdır bunlar. Sonrada babaların oğullarını görüp gözetmesi, esirgemesi gibi onların işlerini gör, gözet, araştır, onlara ettiğin iyilik ve ihsan gözünde büyümesin, onlara verdiğin şey az bile olsa aşağı görünmesin sana. Çünkü bu ihsan, sana öğüt vermelerine, seni iyi bilmelerine, tanımalarına Vesiledir. Onların büyük işlerini göreceğim diye küçük, ehemmiyetsiz işlerinde ihmal gösterme. Az bir lütfün bile bir yerde işe yarar, ondan faydalanırlar çoğunun da yeri var, ondanda geri kalmazlar.

Askerlerine en çok yardım edenleri, kendilerine ihtiyaçlarını, erzaklarını tam olarak verenleri, yurdu korumak için şehirde kalanlarla savaşa gidenlerin ihtiyaçlarını giderenleri, komutanlarının sence en itibar görenleri olmalı.

Onlara öylesine muamelede bulunmalısın ki, düşmanla savaşta hepsinin de derdi, fikri bir olsun. Onları esirgemen, sana kalpleri ile bağlanmasına sebep olur.

Valilerin gözlerini aydınlatan işlerin en üstünü şehirlerde, dosdoğru olarak adaleti yaymak, halk arasında sevginin belirmesine sebep olmaktır. Onların sevgileri de ancak gönüllerinin huzura ermesi ile mümkün olur.

Halkın dileklerini yerine getir, iyiliklerini öv, çektikleri zahmetleri say, çünkü güzel huylarını fazla anman, onların yiğitliklerini arttırır, onları sevindirir.

Allah dilerse iyilikte geri kalanları da doğru yola sevk eder, iyileştirir.

***sonra herkesin denenen, bilinen derecesini tanı, birinin çektiği zahmeti başkasına mal etme, onun yerine başkasını övme. Herkese noksansız olarak hakkını ver. Her kesin hakkını tanı. Birisinin büyük oluşu yaptığı başardığı küçük bir işse, büyük görmene, gene birinin yaptığı iş büyükse, fakat kendisi düşkünse O işi küçük görmene sebep olmasın.

***Ey malik; Büyük ve çetin işlerde, sana şüpheli görünen hususlarda Allah’a ve Resulüne başvur. Yüce Allah irşad etmeyi takdir buyurduğu topluma;

“ey insanlar, Allah’a Peygamber’e ve içinizden emredecek ve liyakate sahip olanlara itaat edin, Allah’a ve ahret gününe inanıyorsanız, bir şeyde ihtilafa düştünüz’mü o Allah’a ve peygambere müracaat edin” buyurmuştur. (nisa 59)

**Allah’a başvurmak, onun kitabının adil emrine uymak, Resul’üne başvurmak da onun aykırılığa açık olmayan sünnetine tabi olmaktır.

Halka hüküm verecek kişileri, sende idaresine memur olduğun kişilerin en üstünlerinden seç. Öyle ki, işler onları daraltmasın, birbirlerine hısım olanlar, onlara üst gelmesin, ayakları sürçüp yanlış bir işe düşmesinler. Bilmezden sonra bilip anlamazdan sonra anlayıp hakkı yerine getirmediklerine nadim olmasınlar.

Kendilerini zanna kaptırmasınlar, azıcık bir anlayışla hükmün sonuna araştırmaktan kalmasınlar. Şüpheli işlerde hüküm verirken düşünsünler, dayansınlar apaçık delillere uysunlar. Hasmın müracaatı onları sıkmasın, gönüllerini daraltmasın, işleri iyice açıp, yayıp anlayışta en sabırlı kişiler, hak meydana çıkınca da en keskin(en doğru) hükmü verenler olsunlar.

**övülmede ileri gidiş onları kibre sevk etmesin, aldatışa kapılmasınlar, bu çeşit kişiler pek azdır. Sonra onların hükümlerinden de haberdar olmaya fazlasıyla çalış, hakimin geçimini fazlasıyla temin et, halkın dedikodusundan emin olmaları, hileye kapılmamaları için onlara, katında yüksek bir mevki bağışla.

Bilhassa buna çok dikkat et. Çünkü bu din, kötü kişilerin ellerine tutsak düştü.

Onunla heva (cinsel) ve hevese uyuldu, onunla dünya dilenir oldu.

***sonra Ey malik; vergi ve zekât memurlarına dikkat et. Onları denedikten sonra tayin et. Onları şahsi bir tercihle ve rastgele tayin etme. Çünkü bu iki şey cevir (boş vermişlik) ve hıyanet kollarının bir araya toplanmasına sebep olur.

Bunları temiz ailelerden, İslam’a eskiden girmiş olanlardan tecrübe ve utanç sahibi kişilerde seç. Çünkü onlar ahlakça en üstün, namusça en doğru kinlerden en kurtulmuş, açgözlülükleri en az, işlerin sonuçlarını en fazla gayretli kişilerdir.

***sonra da onların rızıklarını bol ver. Çünkü bu nefislerini düzeltmeye kuvvet verir onlara İslamın elleri altında bulunan malları yemekten alıkoyar onları.      aynı zamanda, emrine uymazlar, emanetine hıyanette bulunurlarsa bu onların aleyhine delil olur sana.

Sonra işlerini teftiş et, onlara gerçek vefalı gözcüler gönder, hallerini, işlerini görüp, anlayıp sana bildirsinler. Çünkü onların haberleri olmadan senin onlardan

Haberdar olman, emin bir surette iş görmelerine, halka yumuşaklıkla muamele

Etmelerine sebep olur, onların içinde zalimlere yardım edenler varsa onlardan korun. Onlardan biri, vazifesinde hıyanet eder de gözcülerin verdikleri haber onun aleyhine olur, hepsinin de verdiği haber aynı bulunursa bu tanık olarak yeter sana.

***Artık ona bedeni cezayı verebilir, yaptığına karşı onu suçlu tutar, onu aşağılık bir dereceye düşürür, onu hıyanet dağıyla dağlar töhmet zincirini boynuna takarsın. Vergi işini de araştır, memurlarının ahvalini (yaşamını) düzene koy, çünkü vergi işinin ve vergi memurlarının düzene girmesi, onlardan başkalarının da

Düzene girmesi demektir.

Onlardan başkaları ancak onların düzeniyle düzene girebilir. Çünkü insanların hepsi de vergilerin ve vergi memurlarının ehlidir, ahalidir, (halkıdır) Ancak vergi toplamaktan ziyade memleketin kalkınmasına dikkat etmelisin, çünkü vergi memleket kalkındıkça toplanabilir.

Memleket kalkınmadıkça memur bir hale gelmedikçe vergi isteyen, şehirleri yıkar gider, orada yaşayan hakkın kullarını ise helak eder mahveder, öyle bir buyruk sahibinin işi, idaresi pek kısa bir müddet sürer.

Vergi verenler, verginin ağırlığından yahut vergi verecekleri şeylere bir afet geldiğinden yahut içecekleri, sulayacak suları kesildiğinden yahut bir bendin yıkılıp araziyi su bastığından, toprağın kaydığından (heyelan) yahut da mahsulün

Olmadığından şikâyet ederlerse hallerini düzene sokacak bir derecede vergilerini azaltman gerekir. Çünkü bu yardımla, bu kolaylığı göstermenle halk refaha kavuşur, ülkede mamur olur. Bu takdirde senin iraden bezenir ( güzelleşir),

Ayrıca da halkı adaletle idare ettiğin için onların saygısını, sevgisini kazanmış olursun. Refahlarına hizmet ettiğin adaletle muamelede bulunduğun, onları kuvvetlendirdiğin için gerekince bu kuvvete de dayanabilirsiniz.

Onları esirgeyişin haklarında adaletle muamele edişin, onlara yumuşak davranışın da buna sebep olur. Öyle bir an olur, öyle bir çağ gelir çatar ki, onlara baş vurman gerekir. Onlar da dileğini seve seve kabul eder, isteğini yerine getirirler. Çünkü ülkede vücuda gelen mamurluk (imar) ve servet, onlara yükleyeceğin yükü çekmelerine kuvvet verir.

***bir yerin harap olması oradaki halkın yoksul düşmesinden ileri gelir, oradaki halkın yoksulluğu ise, valilerin kendilerine mal yığmalarından, valilikte kalacaklarına emin olmamalarından, ibret alınacak şeylerden az ibret almalarındandır.

***sonra katiplerini de teftiş et, onları da hallerine dikkat et, işlerine onların hayırlılarını tayin et. Düşmana karşı kullanacağın düzenleri, gizli tuttuğun şeyleri,

Kendini büyük gören, bu yüzden de topluluğun önünde sana karşı durmaya cüret kişilere değil, temiz ve iyi huylularına yazdır.

Memurlarından gelen mektupları sana sunmakta gaflet etmemeleri, senden aldıkları emri, aldıkları gibi bildirmeleri, bir ahde (antlaşma) gireceğin vakit, şartları gevşek, (zayıf) bırakmamaları, gerekirse o ahdi bozmakta acz göstermemeleri, şartları ona göre koşmaları, işleri başarırken de hadlerini bilmeleri gerektir. Kendi haddini bilmeyen kişi başkasının haddini bilemez.

***Ey malik; sonra kendi anlayışına güvenerek, onlara meyline uyup haklarında iyi bir zan besleyerek tayin etme. Çünkü insanlar yapmayacaklara başvurarak, güzel hizmetler göstererek kendilerini valiye iyi tanıtırlar. Oysaki bu yapmacık hareketlerin ötesinde ne öğüt vermeyi bilirler, ne emanete riayet etmeyi.

Senden önceki temiz kişilerin seçtikleri kişilere bak. Sende onları seç, halka en güzel muamelede bulunmalarını, en fazla emanete riayetle tanınmış olanları iş başına getir. Bu Allah’a karşı özü doğru olduğunu, işlerine memur olduğunu kişilere de hayırlı olacağını ispat eder.

***Her işin başına en büyüğü kendine güç gelmeyecek, işlerin çokluğu onu şaşırtmayacak kişileri geçir. Kâtiplerinden birinde bir ayıp görür de aldırmazsan

O ayıpla sen de ayıplanırsın, sonra cevap veremezsin.

***Bir de tacirleri sanat ve zanaat ehlini tavsiye ederim sana, onlara karşı hayırlı ol. Onların bir kısmı oturdukları yerlerde ticaretle meşgul olur.

Bir kısmı ise bir yerden bir yere gider, mal götürüp getirir, bir başka bölüğü de halkın muhtaç olduğu şeyleri ellerinin emekleriyle hazırlarlar. Bunlara hayırla muamelede bulun, çünkü onlar faydalı kişilerdir. Gereken şeyleri uzun yollar aşarak, beldelerden geçerek ülkende ki, karalarda, denizlerde, düzlüklerde, dağlıklarda gezerek alırlar, getirirler. Oysa halkın o şeylerin bulunduğu yere gitmesine ne imkân vardır ne de gücü yeter.

Onlar düzene bağlıdırlar, isyanlarından korkulmaz, barış adamlarıdır, gailelerinden (kızgınlıklarından ürkülmez. Bulunduğun yerde de onların işlerini gör, gözet. Uzak, yakın şehirlerde de hallerini izle, dikkat et bir zulme uğratma onları. Ama şunu da bil ki, bütün bunlarla beraber, bunların çoğunda aşırı hırs, kötü bir nekeslik, bencillik, faydalı şeyleri gizleyip saklayıp azalınca değerinden fazla satma gayreti, menfaat düşkünlüğü vardır.

Ellerinde bulunanları bildikleri gibi satmak isterler. Bu durum halkın zararına sebep olduğu gibi valilere de buna göz yummak ayıptır, noksanlıktır.

(İntikarı) yani karaborsayı körükletmektir, sen bunları yok et. Çünkü Allah’ın salâtı ona ve soyuna olsun, Hz. Resulullah ta bunarlı Men etmiştir.

Alış veriş, güzel surette, Adalet terazilerine uygun olarak, bir Narh konarak yapılsın. Her iki taraf ta yani, alan da satan da zarar etmesin.                                        Sen İntikarı (karaborsayı) men ettikten sonra onu yapmaya kalkışan olursa cezalandır, fakat cezada pek de ileri gitme.

***Ey malik; sonra Allah için yoksul tabakayı gör, gözet. Onlar başvuracakları bir düzen bulmayan yok, yoksul, muhtaç, yokluktan bunalmış, dertlere kalmış, kazançtan aciz kalmış kişilerdir. Bu sınıf içinde dilenenler olduğu gibi, bir şey umup bekleyenler, fakat kimseden bir şey istemeyenler de vardır. Onların Hakkına dair Allah’ın sana Allah için koru. Onlara memur olduğun beytülmalden

(devlet hazinesi), her şehirde, İslamın ganimet olarak elde ettikleri ve devlete ait olan arazinin gelirinden, ekininden pay ayır.

Bulunduğun şehirde, o şehre yakın yerlerde olanlarıyla uzakta bulunanları aynı hükme tabidir. Onların her biri riayet etmeni ister. Nimetler içinde bulunmuş ehemmiyetli işlere dalışın onları unutturmasın sana.  Önemli işlere bakman, küçük sayılan işlere bakmayışına mazeret olamaz. Böyle bir özür kabul olunmaz.

***unutturmasın sana onları önemli işlere dalışın. Yüzünü çevirme onlardan.

Onları gözlere hor görünenlerini, insanlar tarafından aşağı sayılanlarını, fakat

Sana gelip hallerini anlatamayanlarını sen ara, bul. Onları bulmak hallerini sorup anlamak için Allah’tan korkan, ona karşı ululanmayan, güvendiğin kişiler yolla,

Onların hallerini sana bildirsinler. Sonra haklarında öylesine harekette bulun ki,

Allah’a ulaştığın gün onlar hakkında özürler getirmeye kalkışmayasın.                                              

Çünkü bunlar halk içinde başkalarından daha fazla insafa layık kişilerdir. Bütün bu sınıfların haklarını vermeye gayret et. Bilmeyerek hakkına riayet etmediklerin için Allah’tan bağışlanmanı dile.

***Ey Malik; yetimlerden, kocalmış kişilerden (yaşlılardan) olup, bir düzene başvurmayanları, kimseden bir şey dilemeyenleri gör gözet. Bu valilere ağır bir yüktür. Fakat hakkın hepsi de ağırdır. Ancak Allah hayırlı bir sonuca varmalarını isteyip ona dayananlara, vaad ettiklerini gerçek bilip inananlara o yükü hafifletir.

***Zamanın bir kısmını İhtiyaç sahiplerine harca. Onların hepsini huzuruna al, otur onlarla görüş. Mecliste seni yaratan Allah’a karşı gönül alçaklığını takın.

Askerinden, yardımcılarından, koruyucularından, zaptiye erkânından hiç kimse onları korkutmasın, onlara mani olmasın.

***Allah’ın salâtı ona ve soyuna olsun, Resulullah’ın birçok yerde şöyle dediğini çoğumuz biliriz, “zayıfın korkup çekinerek, dili dolaşarak söz söylemeye çalıştığı, fakat kuvvetliden hakkını alamadığı toplum ne temizliğe ulaşır, ne de, kutluluğa kavuşur.” 

Onların sert konuşmalarına, söz söylerken ağır laflar edenine tahammül et. Daralmayı, onlarla görüşmeden çekinip utanmayı bırak da Allah bu yüzden sana Rahmetlerini yaysın. Ona itaatin yüzünden sevaplar versin. İhsanda bulunduğun zaman minnet yükleyerek verme ki, verdiğin alana sinsin. Vermediğin zaman da Güzellikle özürler getirerek verme ki, almayan hiç olmazsa sevinsin.

***Bazı işler vardır ki, bizzat senin yapman gerektir. Bunların biri kâtiplerin yazmakta aciz gösterdikleri hususlarda memurlarına senin cevap vermendir.

Biri de, halkın ihtiyacı sana hangi gün Arz edilirse hemen o gün o ihtiyaçları gidermendir ki, bu olabilir ki, yardımcılarını sıkar, vaktinde yapmazlar bu işi.

Her günün işini o gün gör. Çünkü her gün yapılacak bir iş vardır.

Vakitlerin en üstünü, en fazlasını seninle Allah arasındaki kulluğa hasret.

 Fakat halka sarf ettiğin vakitlerin de hepsi, işlerde niyetin temiz oldu mu, halk bu yüzden esenliğe erişti mi, Allah’a ait olur. Ona kulluk sayılır.

***Allah için Dinini halis kılan farzlara bilhassa dikkat et. Gecende, gündüzünde ibadetlerini onlarla Allah’a yaklaşmak kastıyla kusur etmeden, riyaya düşmeden

Gerektiği gibi yerine getir. Halka ibadet ettirdiğin zaman uzatıp onları usandırmadan, fakat erkânını yitirmeden yaptır. Çünkü halk içinde hasta olanlar vardır. Allah’ın Salâtı ona ve soyuna olsun, beni yemene gönderdiği zaman Resulullah, şöyle buyurdu onlarla ibadet ederken en zayıfının dayana bileceği gibi ibadet edesin buyurdular.

***bütün bunlardan sonra derim ki: Buyruğunun altında bulunanlara uzun müddet görünmez olma, çünkü valilerin halka görünmemeleri darlıktan bir kısımdır. Halkı sıkar. Valilerin idare işlerinde az bilgili olduklarına delalet eder.

Onlara görünmemek, onların birçok şeyleri öğrenmelerine de engel olur. Onlarca büyük şey küçük görünür, küçük şeylerse gözlerinde büyür. Güzel ve iyi çirkin görünür Onlara. Çirkinse güzelliğe bürünür, hakla batıl birbirine karışır gider.    Vali de bir insandır ancak, halkla görüşmedikçe onların hallerini bilemez. Kendisinden gizli kalanları göremez. Gerçeğin apaçık alametleri yoktur ki, bunlarla doğru, yalandan ayrılsın. Sen iki kişiden birisin ancak. Birisi mutlak hakkı yerine getirir, herkese hakkını verir. Gereken hakkı verdikten iyi iş gördükten sonra neden gizleneceksin? O biri vermemeyi, hakkı eda etmemeyi adet edinmiştir. Halk senden ümit kestikten sonra hemencecik el çeker senden, ne diye onlara görünmeyeceksin? Oysaki halkın sana zahmet vermeyen şikâyetlerinin çoğu ya bir zulme uğradığındandır yahut muamelede insaf ve adalet istediğindendir.

*** Sonra Vali’nin bazı adamları da bulunabilir ki, onlar kendi başlarına hareket ederler, zulümde bulunurlar. İnsafları azdır. Muamelede adaleti gözetmezler.

Bütün bunların sebeplerini kesip ortadan kaldırırsak şerlerini insandan gizler(ler).

Yakınlarına, yanında bulunanlara arazi verme ki, bazı yerleri, bazı tarlaları elde etmek tamahına düşmesinler.

Aksi halde orada ki, köylüye zarar gelir bu işten. Bir ırmaktan su almak ihtiyacında bulunanlara zararı dokunur. O sudan faydalanmak, o yerden fayda sağlamak isteyenlere, araziye sahip çıkanlar zulmederler. Bunun faydası başkasına düşer, vebali ise vali’nin boynuna yüklenir. Arazilerden verdiğin kişiler faydalanırlar, ayıbı ise dünyada da, ahrette de sana düşer. Yakın olsun, uzak olsun, kime gerekiyor ise hakkını ver. Bu hususta sabırlı ol.

Ecrini Allah’tan iste, akraban ve yakın adamların bile olsa haktan ayrılma, işin sonunu düşün. İsterse sana ağır gelsin bu iş, hayırlı olduğu sence malum ise yapmaktan çekinme, hakkını yerine getir.

Halk bir işte zulüm var zannına düşer, sana hayıflanırsa aslını anlatarak özürler getirerek zannını değiştir. Bu suretle sen adaletle iş görmüş olursun.

***Buyruğun altındakilere de yumuşaklıkla muamele etmiş bulunursun. Özür dilemekle sen hakka riayet eder muradına erersin, halkta doğruyu anlar işin aslını bilir.

***Ey Malik: Düşmanın seninle barışmak isterse redetme. Barışta Allah’ın rızası var. Orduna huzur ve istirahat ver, sen de sıkıntılarından kurtulmuş olursun, Şehirlerinse eminliğe kavuşmuş olur. Ama barıştıktan sonra düşmanından sakın da sakın. Çükü çok kere düşman yaklaşır, gafil olmanı bekler. Şu halde ihtiyatla hareket et, bu hususta iyi bir zanna düşmeyi töhmet altına al.

Seninle düşmanın arasını bir bağla bağladın, onunla bir anlaşmaya vardın yahut da ona aman elbisesini giydirdin mi? Ahdine vefa et.

Verdiğin âmâna riayet et. Nefsini ona verdiğin söze, anlaşmaya kalkan yap. Çünkü dilekleri birbirine aykırı, reyleri darmadağın ve çeşit çeşit olduğu halde insanların Allah’ın farz ettiği şeylerde hepsi de ahde vefa etmeyi ululadıkları gibi ululadıkları bir farz yoktur. Hatta İslam şöyle dursun, müşrikler bile bunu gerekli saymışlar, buna riayet etmişler, ahrette, âmânda durmamanın ne zararlar vereceğini bilmişlerdir. Verdiğin âmâna gadretme, anlaşmanı bozma. Hıyanette bulunarak düşmanını aldatma. Çünkü Allah’a karşı böyle bir cürette bulunan, çok kötü, çok ziyankâr bir bilgisizdir ancak. Allah, anlaşmanın amanını kulları arasında bir rahmet olarak yaymıştır ki, o bir emniyettir.

Herkes orada esenleşir. Bir haremdir, herkes ona sığınır. Bölük, bölük herkes onun civarına koşar gider. Onu bozmak, ona hıyanet etmek, ona hile katmak olamaz. Bahanelerle bozulacak anlaşma yapma. Pekiştirdikten sonra yorumlara güvenme. Allah adına verdiğin anlaşmayı bozmaya, haksız olarak ondan dönmeye kalkışma. Genişlemesi umulan, sonunda üstünlük bekleyen darlığa dayanman,  günahından korkacağın gadirden hayırlıdır. Bozarsan Allah’ın gazabı gelip çatar sana, ne dünyada berhudar olursun ne de ahrette.

***Ey malik: sakın haksız olarak kan dökme. Çünkü azaba sebep olan, suç bakımından ondan daha büyük bulunan, nimetin zevaline, devletin yetmesine sebep teşkil eden hiçbir şey yoktur ki, haksız olarak kan dökmekle kıyaslanabilsin.

Kan dökenlerin hesabını kıyamet gününde bizzat noksansız sıfatları olan yüceler yücesi Allah görecek, azaplarını da O verecektir.

Haram olarak kan dökmekle gücünü, kuvvetini çoğaltmaya kalkışma. Çünkü bu gücü zayıflatır, hatta yok eder gider. Bilerek kan dökme hususunda ne Allah katında bir özrün ne de benim katımda. Çünkü cezası kısastır bunun.

Yanlışlıkla kamçın yahut kılıcın yahut da elin bir kötülüğe sebep olursa ve kazara o kişi hayatını kaybederse, kudretine güvenip ululanarak, öldürülen kişinin velilerine onun diyetini (bedelini vermekten kaçınma.

***Kendini beğenmekten, seni ululuğa sevk eden şeylere uyup güvenmekten, övülmeyi istemekten çekin. Çünkü bunlar ihsan sahiplerinin ihsanlarını yok etmek, ecirlerini, mahv eylemek için şeytanın gözettiği fırsata yol açan şeylerdir.

***İdarene tabi olanlara ihsanda bulununca da onları minnet altında bırakmaya, İhsanını başlarına kakmaya kalkışma. Yaptığını çok görmekten de çekin. Vaad edince de vaadinden asla dönme.

***bilesin ki, başa kakmak ihsanı yok eder. Yapılan iyiliği çok görmek, büyük saymak, gerçeğin ışığını söndürür. Vaden dönüş halkın nefretine mucip olur. Yüce Allah katında en beğenilmeyen şey, yapmadığınız şeyi söylemenizdir. (saf. Suresi 3.)

***Zamanı gelmeden işlerde aceleye düşme. Yapmak imkânı olunca da o işte tereddüt edip, ihmal etme. Doğruluğu sence belli olmayan işe girişme, ama doğruluğu açıkça belli olan işi de savsaklama. Her işi yerinde yap, her işi yerinde işle. Doğru yapılan her işin takdirini Allaha bırak.

***Herkesle bir ev ve eşit olduğun şeylerde kendi payını çoğaltmaya kalkışma, herkesin gözettiği şeylerde gaflete düşme, çünkü sen, başkalarına da örneksin.

Az bir zaman sonra işleri örten perdeler açılır, mazlumun hakkı da senden alınır.

Ey Malik öfkeni yen, kendine sahip ol. Elini dilini belini gözet. Bütün bu hallerde hemencecik ceza vermekten çekin, cezayı geriye at, öfken yatışıncaya dek elini, dilini gözet. Bu söylediklerimi ahreti anarak, Rabbi’ne ulaşacağına inanarak derdinin, temizliğini çoğaltmadıkça yapamazsın.

***sana senden önce adaletle hüküm sürenleri yahut üstün yol yordamları, Allah’ın salâtı ona ve soyuna olsun. Peygamberimizin eserini yahut da Allah kitabındaki farzları anmak, bizim bunları anıp düşünerek nasıl hareket ettiğimizi görmek, bu ahitnameden sana verdiğim buyruklara kendini zorlamak gerektir.

Nefsine uymak hususunda bir gevşeklik göstermemen için bu kadar delil gösterdim ve nice misallerle yol gösterdim sana.

***Ve ben, benim ve senin, kulların en güzel anışlarına iyi ve yerinde övüşlerine

Sahip olmamızı, şehirlerde iyi ve güzel eserler bırakmamızı, nimetin, hakkımızda tam ve olgun olarak, lütuf ve ihsanın kat, kat fazlasıyla verilmesini.

 Benim de senin de ömrümüzün kutlulukla ve şehid olarak tamamlanmasını Allah’ın bol ve sayısız rahmetine, pek büyük kudretine, her dilenen şeyi lütfedip vermesine sığınarak niyaz etmekteyim ve biz gerçekten Allah’ın rızasını istemekteyiz.

“Selam Resulullah’a, Allah’ın Salât ve Selamı ona ve ter temiz soyuna olsun.”   

NOT=( Bu gün devlet yöneten tüm kadroların, yine inanç kurumlarının başında olup kendilerini haklı gören tüm yönetici ve pirlik makamında olanlara ithaf olunur. Yine ben İmam’ı Ali’yi seviyorum diyen, ben daha çok aleviyim diyen sözüm ona sefillere acı bir tokattır.)

İMAM’I ALİ CENABI MURTEZA’NIN EMİRNAMESİNİ DİLİMİN AKLIMIN YETTİĞİNCE SİZ GÜZEL CANLARA ULAŞTIRMAK İÇİN KALEME ALDIM,

DİLERİM YÜCE RABBİM EKSİĞİMİ VE YANLIŞLARIMI AF EDER VE BU FAKİRİ YÜCE MAKAMINA, EHLİ BEYT’İN DERGÂHINA KABUL EDER.

EMEK BU FAKİRDEN KABULÜ DE YÜCE RABBİMDEN OLA HÜ…